Skip Navigation Links
ANA SAYFA
DOSYALAR
MAKALELER
ŞİİRLER
KAVRAMLAR
PORTRELER
SİZDEN GELENLER
YAZI GÖNDERİN
::Haftanın Gündemi
Sistemin Jakoben-Liberal çekişmesine sahne olacak 12 eylül referandumunda bakalım müslümanların tavrı ne olacak. Jakoben mi, Liberal mi yoksa mevzisini koruyan şahsiyet mi? Sizce hangisi olmalı?

::Ziyaretci Defteri
uyanışa inşallah
04.06.2010 11:26:37

Filistin meselesinde müslümanların sergilediği kararlı,tuttuğunu koparan dik duruşun
başörtü zulmü,katsayı adaletsizliği
karşısında da sergilemeleri dileğiyle.saydıklarım bizi Filistin kadar acıtmaya devam ediyorsa eğer...



Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




MÜSLÜMAN OLARAK YAŞLANMAK
Hikmet ERTÜRK...Gön:Elif Kaya
Müslümanlar açısından her şeyin çok karışık, iç içe kördüğüm olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bu işin bir ucunda gençlerimiz, bir ucunda "ya bunları bizler yaşamıştık" diyen (ama hala ayakta olanları kastediyorum) orta yaşlı ağabeylerimiz. Tabii yaşlılarımız tevhidi bilinç bağlamında henüz daha parmakla gösterilecek kadar az sanırım. Daha yaşlılarımızın oluşmadığı bir coğrafyada toplumlarımızın harcı olacak, müşriklerin karşısında onlara daima rahatsızlık verecek genç kardeşlerimizin zaman içerisinde eriyerek bu kadar çabuk sahneden çekilmeleri arkamızda dolduramayacağımız boşlukların oluşmasına, ilahi mesajın nesillere aktarılmasında köprülerin yıkılmasına, geçiş için kullanacağımız halkaların kopmasına sebebiyet veriyor. Çünkü bu boşlukları doldurabilecek yetişmiş kaliteli insan kaynağımız yok. Bir yerde kopan bu halkalar sebebiyle bir kuşağın diğer kuşağı sahipleneceği bütüncül yapı tamamlanamıyor. Davamız hep bir yanı eksik unsurlarla yarım aksak ilerlemek zorunda kalıyor. Mesela ben vahiy kaynaklı yürüyüşümü sürdürürken, benim güzel anneciğim sürekli yürüyüşümden vazgeçmem için bana nasihatte bulunuyor. Hem de kaygıları Rabbimizin yerdiği dünya menfaatlerinin azalması ya da elimizden gitmesi korkusu nedeniyle oluşuyor. Ya da genç bir kardeşim, yaşlı bir ağabeyim dertleşeceği omuz omuza yürüyeceği kendi yaşıtı olan Müslümanları bulamıyor, yaşıtları dışındaki Müslümanlarla dertleşirken ufak da olsa sorunlar yaşayabiliyor. Hatta evlilik çağına gelmiş gençlerimizin evlenebilecekleri tevhidi düşüncedeki karşı cinsleri bile parmakla gösterilecek kadar az sayıda. İşin çok daha vahim boyutu, bizler İslami ailemiz içerisindeki sorunlarla boğuşurken toplumumuzun dönüşümleri için mesaj olacak şahitliğimizin, onlar için bir şiddet, aşırılık olarak algılanmasıdır. Ve atalarından miras aldıkları dinlerine ekleme yaptığımızı da düşünüyorlar. Yani ötekiler toplumumuzu kendi düşünceleri adına eğitmişler ve toplum da olaylara onların bakmalarını istedikleri pencereden bakıyor. Geri dönüp bu çok önemli sorunla uğraşmak, toplumumuzu iyi olana dönüştürmek, Allah’ın sözlerine değer veren, vahiy kaynaklı düşünebilen fertlere dönüştürmek zorundayız. O halde toplumumuzu dönüştürmekteki en büyük etmen örneklilik ise ilahi mesajla tanışan bizlerin gündemini ötekilerin yapıp ettikleri ve bunlara nasıl karşılık verileceği değil, kendi içsel-ahlaki sorunlarımız teşkil etmeli, içimizde olanı değiştirmeden adım atmayı denememeli, başka yerlerin bizi ilgilendirmeyen gündemlerini dillendirmemeliyiz. Kur’an’da yukarıda söz konusu edilen adımların dengeli atılması çerçevesinde hikmet kavramının bir yönü izah edilirken şöyle deniliyor; Yapıp edilenin arka planını görebilen, olayların sebepleri ile sonuçları arasındaki ilişkiyi önceden bilip, dünya üzerindeki her şeyi yerli yerince görebilmek. O halde bu işler büyük bir içtenlikle davamız uğruna ölümü dahi göze almakla bitmiyor, dünya üzerindeki müstekbirlerin yaptığı çok karmaşık hesapların kodlarını da çözebilmek, ona göre yol haritası belirlemek zorundayız. Yerli ya da yabancı müstekbirlerin Ülkelerimiz üzerinde oynadıkları kirli oyunlarının kodlarını çözmek, onların kullandıkları mücadele araçlarını tanımak zorundayız. Şu anda yapılan şeyin toplumlarımızın kültür kodlarıyla oynamak olduğunu kavramalıyız.

Görülen resim, bu insanların amaçlarına ulaşmak için geliştirdikleri yöntemin küresel sermaye aracılığı ile sözde dünya barışı adına ülkelerin ve toplumların güçlerini kendi kazanımları adına bedavaya kullanmaktan ibaret olduğudur. Bu zalimler için Müslüman bir ülkenin işgalinde savaştıracakları insanların Müslüman olması bile fark etmemektedir. Bundan önce Müslüman etiketli şahısların nasıl olup da Müslüman kardeşlerini bu zalimler adına öldürebilecek bir hale dönüştürüldüklerini çok iyi anlamak zorundayız. Kâfir ya da münafık olmuş demekle konu kapanmıyor. Çünkü toplumumuzun her bir ferdi hatta bizler bile yıllar sonra bu dönüşüme uğrayabiliriz. O halde bizler için hikmet kavramı kuşanılması gereken bir azıktır. Bunu yapamazsak inanın kullanıldığımızın farkına bile varmaksızın bizim emeklerimizden karşımıza yine bizim adımıza bizimle mücadele eden bizden birilerini çıkaracaklardır. Buna karşın biz hiç farkında olmaksızın bütün bunları yine Allah rızası için yaptığımızı düşüneceğizdir. Çok uyanık olmalı ani refleksler göstermemeliyiz. Tevfik Neyzenin bir sözü vardı, diyor ki; Kalkın ey vatan elden gidiyor dediler, ayağa kalktık. Sonra bir de baktık ki yerimize oturmuşlar, biz ayakta kaldık. Yerimize koyabileceğimiz kardeşlerimiz bile yok. Unutmamalıyız ki sürekli aynı hataları yaparak, geçmişten dersler çıkarmadan yürümek hem kendimize, hem çevremize onarılması çok zor zararlar verecektir. Bu bağlamda acelecilik sorunumuzu da çözmeye çalışmak zorundayız. Dahil olduğumuz İslami süreç hemen bir anda her şeyin oluşabileceği, kolay kazanımlar elde edilebilecek bir sistem değildir. Bu süreç yaşayarak ilerlenmesi gereken ve yapıp ettiklerimizin / ibadetlerimizin sonucu olarak başarı bekleyebileceğimiz bir süreçtir. Başarı olmasa da hacca giden kaplumbağa misali gibi "gidemesem de ben bu yolda ölürüm" demek, Rabbimizin karşısında islam’dan yana taraf olduğumuzun bir delili olacaktır. Cafer b. Ebu Talip (R.a) Habeşistan’a hicret ediyor, Medine’de İslam Devleti kurulunca Peygamberimizin çağrısıyla Medine’ye geri dönüyor. İnsan bu zamanı bir-iki haftalık bir olay gibi görüyor. Peygamberinden ayrı olmasına karşın sevgisini hiç kaybetmeden, hiç erimeden, inançlarından taviz vermeden yaklaşık on yedi yıl Habeşistan’da kalmış ve o süre sonunda peygamberin çağrısıyla Medine’ye geri dönmüş. Selahaddin Eyyubi (R.a) kaybettiğimiz Kudüs’ümüzü yağmacılardan tekrar geri alıyor. Biraz araştırma yaptığınızda yaklaşık doksan yıl sonra Kudüs’ün fetih edildiğini görüyorsunuz. O halde geçmişimizi çok iyi okumalıyız acele etmemeli elde ettiğimiz kazanımları da küçümsememeliyiz. Bu kazanımlarımızı çocuklarımıza ve diğer kuşaklara aktarabilmeliyiz ki böylece tekrar başa dönmeden kaldığımız yerden yürüyüşlerine devam edebilsinler.

Biz süreç içerisinde kendi iç arınmamızı gerçekleştirirken bizleri aşmayan, altında ezilip yarı yolda kalmayacağımız faaliyetlerde bulunmak suretiyle süreç sonunda İslam ailemizi oluşturabilir, Rabbimiz toplumun iyi olanla değişme zamanını işaret ettiğinde de hala ayakta olduğumuzu, hazır olduğumuzu söyleyebiliriz. Yoksa bu çağrıyı da kaçırırsak öteki dünyada kurtuluşumuza vesile olacak büyük bir fırsatı da kaçırmış oluruz. Bu nokta da kontrolsüz aşırılıklarımızı bir kenara bırakıp toplumsal sevgi ve öfkelerimizin oluşması sürecine dahil olmalıyız. Vahiy kaynaklı yürüyüşümüzde alacağımız en önemli yakıt, Rahman’ı severek bizlere destek olacak toplumumuzdur. O halde bir an önce bireyden yani kendimizden başlayarak, örnek ailelerimizi sonra da ailelerimizin teşkil ettiği toplumumuzu inşa etmeliyiz. Bu süreç tamamlanmadan atacağımız her adımda geri dönüşler, başarısızlıklar yaşamamız kaçınılmazdır. Yaşadığımız yörelerde konum fıkhını belirleme zorunluluğumuz var. Yüksek tepelerle çevrili bir vadide yaşıyorsanız tepelerin arka tarafında nelerin olup bittiğini anlayamazsınız. O tepenin en yüksek zirvesine çıkmayı göze alarak arka tarafta olup bitenleri görmek suretiyle gündeminizi belirleyebilir, tehlikenin boyutlarını anlayabilir, önlemlerinizi alabilirsiniz. Tepenin öteki yüzünde oturup görmediğimiz yanını konuşmanın, suni gündemlerle oyalanmamızın hiçbir mantıklı yanı olamaz. Önce zor olanı göze alıp yürüyüşümüzü tüm engellere rağmen devam ettirmeli, en yüksek noktaya vardığımızda, olayların arka planını algılamaya başladığımızda yeni oluşan duruma göre koşmaya başlamalıyız. Yoksa denenmediğimiz, ne ile karşılaşacağımızı bilmediğimiz, suni istek, gündem ve söylemlerle bulunduğumuz yerin bir adım ötesine dahi gidemeden olduğumuz yerde dönüp dururarak hep başladığımız noktaya geri döneriz. Ya da ilerliyormuş gibi görünürken , gerçekle karşılaştığımızda suni düşüncelerimizin ağırlığını taşıyamayabilir ve olduğumuz yerde çöküp kalabiliriz.

Eğer toplumumuz Mekke öncesi cahili bir dönemi yaşıyorsa yöntemin de bu konuma göre belirlenmesi gerekir. Öyle ki Mekke öncesi cahili dönemi yaşayan, bilgi ve tebliğe muhtaç olan toplumumuzu toptan tekfir etmenin, onlar karşısında sürekli tartışıyor olmanın hiçbir anlamı olamaz. Yoksa her şey birbirine karışıp kör düğüm olabilir. Sonra birbirine dolanan bu düşünsel sistemi hiç açamayabilirsiniz, elinizdeki ipler de heba olur. O halde Müslüman olarak yaşlanabilmenin azığını kuşanmak zorundayız. Çıkan her sorunda, değişen her şartta ve ortamda, tüm baskılar karşısında düşünsel değişimlere uğramadan direnmeli ve yolumuza devam edebilmeliyiz. Söz konusu süreci içsel arınmamızı tamamlayarak, gelişip güçlenerek değerlendirebiliriz. Eğer aceleci davranır ve süreç oluşmadan yürümeye kalkışırsak çok kötü sonuçlarla karşılaşabiliriz. Bu noktada çok iyi niyetli de olsa sizlere erken yürümeyi tavsiye eden kardeşlerinize durumunuzu, eksikliklerinizi hiç çekinmeden izah edebilirsiniz. Bu konuyla ilgili güzel bir örnekleme yapabiliriz. İpekböcekleri salgıladıkları bir tür madde ile üzerlerine koza örerler ve kozanın içerisine kendilerini hapsederler. Sonra zamanla kozayı delmeye başlar. Bu süreç içerisinde kanatları oluşur ve çalıştığı içinde güçlenir ve kozayı delerek uçup giderler. Oradan geçen birisi ipek böceğinin bu çabasını görünce iyi niyetli olarak acıyıp ona yardımcı olmak ister. Bu kadar uğraşmasın hemen kozadan çıkıp gitsin diye kozayı hafifçe deler. Fakat ipekböceğinin oluşum süresi erken tamamlandığı, yeterince çalışıp emek sarf edip güçlenemediği ve kanatları oluşmadığı için dışarı çıkıp uçmaya kalktığında uçamaz ve yere düşer, korumasız bir şekilde başka canlılara yem olarak hayatını kaybeder. Öyleyse bizlerde İslami mücadelemizde adım atarken süreci tamamlamak, çileyle yoğrulmak, pişmek ve güçlü bir şekilde kavgaya atılmak zorundayız. Hiç kimseyle laf yarışına girmeden, gereksiz yere onları itham etmeden, şu an için bizleri ilgilendirmeyen bilginin peşine koşmadan, bunları dillendirmeden arınmamızla ilgili yürüyüşümüzü hızlandıracak yol azığımızı kazanma çabası içerisinde olmalıyız. Öyle ki bizleri yavaşlatmaktan başka hiçbir şeye yaramayan gereksiz tartışma /çatışma kültürümüzden de uzaklaşmalıyız. Süreç içerisinde neden yaşlanmadan değişiyor olduğumuzu sorgulamalıyız. Artık çocuklarımızın direnen amcaları, dayıları, halaları, teyzeleri, dedeleri, nineleri olsun. Onlara hayatları pahasına destek olacak Müslüman anne ve babaları olsun. Hatırlayın bizler ailelerimizle ne çok sıkıntılar, tartışmalar, kırılganlıklar, küskünlükler yaşadık. Bu aile zindanını yıkmak için onları kaybetme pahasına çok çabalar sarf ettik. Aynı sorunları çocuklarımız ve bizden sonraki kuşaklar yaşamak zorunda değiller. Hiç olmazsa onların Müslüman toplumlar içerisinde özgürce yaşayabilecekleri vatanları oluşsun. Düşünsenize hiçbir suçunuz yokken birileri sizleri bir yerlere alıp götürüyorlar. Sonra sizleri görmeye anne ve babanız geliyor. Sizi haksız yere alıkoyan bu insanlara ne diyorlardır sizce? Allah için yaptığınız, önemsediğiniz, Allah’ın kabul buyurmasını beklediğiniz davranışlarınız ve İslami yaşantınız için özür diliyor, onların karşısında iki büklüm yalvarıyor, "benim evladım yapmaz böyle bir şey" diyorlar. Peki, ne yapmışız? Adam mı öldürdük, küçük bir kıza tecavüz mü ettik, hırsızlık mı yaptık, bölücülük mü yaptık ? Hiç biri değil. Ama siz daha kötüsünüz ve ailenizde yalvararak sizi kurtarma refleksi gösteriyor. İşte bu sizi büsbütün yıkar değil mi? Peki beklesek, yaşlılarımız olsa, dimdik duran, eğilmeyen, vahyi kuşanmış. "Metin ol yavrum, Allah sana yeter, biz arkanızdayız" dese. "Benim evladım bu topraklarda doğdu, burası onun ülkesi, kendi ülkesinde Allah’ın sözlerini yaşıyor, olmasını kısıtlayamazsınız. O’nun sözlerini yaşamak için sizden izin alması gerekmiyor, yanlış bir şey de yapmamıştır" dese. Ya da bir tek kardeşinize yapılan bir haksızlığı kendilerine yapılmış gibi kavrayan ve onun haklarını savunup kardeşlerinin yanı başlarından ayrılmayan bir topluluğunuz olsa...

Bunları neden mi anlatıyorum? Hala görülüyor ki farklılıklarımızla uğraş verip ayrılığa düşüyoruz. Kontrolsüz eylemlere sahibiz ve "Kontrolsüz güç hiçbir şeydir"sözünün işaret ettiği gibi hiçbir başarı elde edemiyoruz. Evimizin önü ile ilgili değilken evimizin önü dışında her yerle ilgiliyiz. Mekke öncesi cahili dönemi yaşayan toplumumuzu, ailemizi, ama dil uzatabildiğimiz herkesi tekfir ediyoruz. Yukarıda anlatılan bunca şeyden sonra ailelerimizden lütfen harçlık istiyor konumda iken bile onları tekfir etmekten vazgeçelim. Bizlere düşen tek şey Rabbimizin dediği gibi inancımızdan taviz vermeden onları en güzel bir şekilde uyarmaktır. Karşılaştığımız sorunlardan bir tanesi de kimsenin kendi konumunu kabul etmeyip yersiz gurur sebebiyle konumuna göre bir davranış biçimini geliştiremiyor olmasıdır. Bu da hiç tanıyamadığınız çok garip bir Müslüman tipi çıkarıyor karşınıza. İnancı üzerinde sanki askılıkta duran bir elbise gibi görünüyor. Hatırlayın Hendek savaşını. Orada bir sahabe var, Resul onu Yahudilerden bir tehlike gelmesin diye sahabe hanımlarının yanına koruma olarak veriyor. Yahudilerin olduğu yerden sesler gelince kadınlardan biri gidip bakmasını söylüyor. O sahabe ne diyor biliyor musunuz? "Ben bakamam gidin siz bakın. Çünkü ben korkuyorum, zaten bu kadar cesur olsaydım gider Peygamberimin yanında savaşırdım." kendinde olanı açık yüreklilikle söylüyor. "Ben bu kadarını yapabiliyorum" diyor. Kendinde olmayanı dillendirmiyor. Burada hem uyarıcılar için hem de tebliğ ve gelişim sürecindeki Müslümanlar için çok güzel örnekler var. Peygamberimizin yaptığı gibi kimseye kaldıramayacağı, onu aşacak sorumluluklar vermemeli, aldığı bilgiyi sindirmeden, hemen pratiğe aktarmasını istemeden, onun kendisini iyice tanımasını ve kendinde olmayan şeyleri konuşma dilini bırakmasını sağlamalıyız. Bu konuda ısrarcı olursak muhatabımız davranışlarını biz istiyoruz diye ortaya koyacağından gerçek olan sınav araçlarıyla karşılaştığında yürüyüşünü sürdüremeyecek, düşüşler yaşayacak ve yarı yolda kalacaktır. Bir diğer konu ise herkes konumunu kendinde olan, yapabildiği eylemler ölçüsünde kabullenmeli, eksik yönlerini sürekli telafi ederek takva yolunda ilerlemeye çalışmalıdır. Bir şeyleri yapmaya hazır olmamamız utanılacak bir şey değildir. Asıl utanılacak şey kendimizde olmayanı dillendirip, hayatın gerçekliğiyle karşılaştığımızda verdiğimiz onca söze rağmen yol arkadaşlarımızı yarı yolda bırakmamızdır. Zaten kendimizde olmayan, yapamayacağımız şeyleri dillendirmemiz Rabbimizin de tiksindirici bir eylem olarak gördüğü hal ve hareketlerdendir. 2 SİZ EY imana ermiş olanlar! Niçin bir türlü söylüyor, başka türlü yapıyorsunuz; 3 yapmayacağınız şeyi söylemeniz Allah nazarında en tiksinti verici şeydir!(Saf Suresi)

İşte Peygamberimiz her türlü farklı özellikteki bu insanları konumlarına uygun, kaldırabilecekleri sorumlulukları çerçevesinde bir bütün olarak tutmuş, aynı hedefe tek bir vücut olarak yönlendirmiştir. Ayrıca yol arkadaşının bu durumunu yani savaşacak cesarete sahip olmamasını onun seviyesine uygun bir görev vererek telafi etmiş, onu dışlamamıştır. O halde sonuç olarak şunu söylemeliyiz ki; vahyi yaşayışımızda sorunlar yaşıyor olsak da, akidevi değişikliklere uğramadan çocuklarımızın tüm Müslüman akrabalarının da yer aldığı büyük ailemizi kurmak için sabırlı olmalıyız. Müslüman kardeşlerimizin evleri yanına evlerimizi yapıp Müslüman komşular edinelim. Kur’an’ın cihat ayetlerine giden yolda cihadın bir de bu yönüne muhatap olalım. Bu haksızlık karşısında toplumsal öfkelerimizin, mutlu anlarımızda da toplumsal sevinçlerimizin oluşmasına yardımcı olacaktır. Çocuklarımız İslam’ı bizlerden dinlediği kadar dedelerinden, büyükannelerinden de dinlesin. Bu tip ailelerden inanın eksikliğini çok çektiğimiz psikolojisi sağlam Müslüman bireyler yetişecektir. İnşallah Rabbimiz bizleri sevgiyi, direnişi kuşanan, Müslüman olarak yaşlanmayı başaran, Müslüman akrabalarımızdan oluşan kutlu şehirlerimizde yaşama hakkını elde edenlerden eyler.

Selam ve dua ile…

Kaynak:mendil02.blogcu.com


YORUMLAR

 Kayıtlı Yorum Bulunamadı


::Bir Portre
[HyperLink1]
CHARLES LE GAİ EATON (1921-2010)
devamı >
::Bir Ayet
Bir zaman Rabbi İbrahim’i bir takım emirlerle sınamış, İbrahim onların hepsini yerine getirmiş de Rabbi şöyle buyurmuştu: "Ben seni insanlara önder yapacağım." İbrahim de, "Soyumdan da (önderler yap, ya Rabbi!)" demişti. Bunun üzerine Rabbi, "Benim ahdim (verdiğim söz) zalimleri kapsamaz" demişti.Hani, biz Kâbe’yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim’den kendinize bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail’e şöyle emretmiştik: "Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rukû ve secde edenler için evimi (Kâbe’yi) tertemiz tutun." 2/124,125

::Hikmetli Bir Söz
Dahilerin yüzde biri hüner, yüzde doksan dokuzu da terdir. Thomas Edison

::Ne Okuyalım
Samuel Huntignton’un "Medeniyetler Çatışması" isimli kitabı Vadi yayınlarınc yayımlanmıştır.



Ziyaret Edilme Sayısı : 00258698

iletişim : editor@kimokur.com