Skip Navigation Links
ANA SAYFA
DOSYALAR
MAKALELER
ŞİİRLER
KAVRAMLAR
PORTRELER
SİZDEN GELENLER
YAZI GÖNDERİN
::Haftanın Gündemi
Sistemin Jakoben-Liberal çekişmesine sahne olacak 12 eylül referandumunda bakalım müslümanların tavrı ne olacak. Jakoben mi, Liberal mi yoksa mevzisini koruyan şahsiyet mi? Sizce hangisi olmalı?

::Ziyaretci Defteri
uyanışa inşallah
04.06.2010 11:26:37

Filistin meselesinde müslümanların sergilediği kararlı,tuttuğunu koparan dik duruşun
başörtü zulmü,katsayı adaletsizliği
karşısında da sergilemeleri dileğiyle.saydıklarım bizi Filistin kadar acıtmaya devam ediyorsa eğer...



Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




İLKEL BİR MODERNLİK, İLKEL BİR ÇAĞDAŞLIK
Atasoy Müftüoğlu...Gön:Zeynep Coşkun
İçerisinde yaşadığımız çağın, insan hakları çağı olduğu ya da olacağı iddia ediliyordu. Bu iddia da, pek çok benzeri iddia gibi gerçekleşmedi. İnsan hakları çağı yerine, bugün soykırım ve katliam çağını yaşıyoruz. İnsan hakları kavramı, herkes için kullanılabilen, uygulanabilen gerçekliklere hiçbir zaman dönüşmedi. Bütün sözcükler, modern zamanlar boyunca, ideolojik anlamlar yüklenilerek kullanıma sunuldu. Hemen herkesin, asli olarak sahip olması gereken temel haklar, bugün herkes için aynı değil. Bugünün dünyasında, seçkinler halklardan, güçlüler güçsüzlerden, Yahudiler ve Hıristiyanlar Müslümanlardan çok daha fazla haklara sahipler. Evrensel haklara dayalı siyasal söylem, yerini küresel dayatmalara bırakmıştır. Evrensel insan hakları, farklı kimlikler için, farklı uygulamalar şeklinde tezahür etmektedir.

Utanç verici bir çağdaşlık telakkisi ile karşı karşıya bulunuyoruz. Irkçı ideolojilerin neden olduğu bitip tükenmeyen dehşet öyküleri yaşanıyor. Yeni emperyalist söylem, “terörle mücadele” “meşru müdafaa” ve “güvenlik” gibi etiketlerden oluşuyor. Faşizmin yükselişi insanlığı küresel bir karabasan içerisine sürüklüyor.

Ortadoğu’daki bütün çatışmalar, gerilimler, istikrarsızlıklar, Batı’nın çıkarlarını korumak/geliştirmek üzere üretilen politikaların sonucudur, emperyalist paylaşım ve nüfuz mücadelelerinin eseridir. Günümüzde “çağdaşlık” ı siyaset ya da kültür değil, kaba güç belirliyor. Bütün dünyada kaba gücün, şiddetin, terörün tekelini elinde tutanlar, “terörizmi” İslam’la birlikte anmaya özen gösteriyor.

Hizbullah-İsrail savaşı sırasında ve sonrasında yaşanan siyasal ve diplomatik gelişmeler, BM barış gücü girişimleri yalnızca İsrail’in güvenliğini sağlamaya yönelik girişimlerdir. Bu girişimlerle, İran’ın bölgede yalnızlaştırılması ve Siyonizmin bölgede etkili olması amaçlanıyor. Yine bu girişimler, bölgede Türkiye ile İran arasında güvensizliği arttırmaya ve bu iki ülkeyi birbirine düşürmeye yönelik çalışmalar olarak değerlendirmek gerekir. Küresel tiranlık, İran’ın bölgesel bir güç olmasını engelleyebilmek için, Türkiye ile Arap ligi arasında jepolotik bir yakınlaşmayı planlıyor. İran’a karşı oluşturulacak cephe içerisinde Türkiye’ye Batı çıkarları adına uygun roller hazırlanıyor. Küresel sistem, bütün bölge ülkelerini sisteme entegre etmeye çalışıyor. Her bağımsızlık girişimi, sistem tarafından büyük bir tehdit olarak algılanıyor.

Her türlü bağımlılık, hem bireyleri, hem toplumları, hem de ülkeleri her durumda çok onursuz kimi yükümlülüklere, kimi konumlara, kimi pozisyonlara sürükleyebiliyor, mahkum edebiliyor. Bu tür bir bağımlılık nedeniyle bugün Türkiye, Amerika ve İsrail stratejilerinin bir parçası haline gelmiştir. Bizler, Türkiye ile İsrail arasındaki askeri anlaşmaların/ilişkilerin içeriğini ve mahiyetini bilmemekteyiz.

Her türlü bağımlılık, her türlü çıkarcılık, düşünsel/kültürel yozlaşma/yabancılaşma, bütün siyasal davranışları, tercihleri olumsuz yönde etkiliyor. Türkiye örneğinde izlenebileceği üzere, siyasal ve ekonomik kontrole açık ülkelerde her zaman karmaşık ve çelişkili eğilimler, tutumlar, bağlantılar yaşanıyor.

Modern zamanlar, tanımlar, kurumlar, siyasetler çok korkunç ahlaki çelişkiler içeriyor. Modernlik adına, çağdaşlık adına, insanlık nihai kötülüklere maruz kaldı, kalıyor. Küresel faşizm ülkelerimizi bir kargaşa alanı haline getirdi. Irkçı tutkular toplumlarımızı kasıp kavuruyor.

Aletlerin, makinelerin, tekniklerin dünyası, ahlakın, hikmetin, merhametin dünyasını yok etti. Her türlü insani duygudan, sezgilerden ve değerlerden bağımsız modern akıl, hiçbir kötülükten, işkenceden, toplama kamplarından rahatsızlık duymuyor. İnsanlar/toplumlar pazarlamacı mantık tarafından, ideolojik amaçlı halkla ilişkiler etkinlikleri tarafından köleleştirilebiliyor. Televizyon dünyası bugün yazılı kültürün yerini almıştır. Televizyon yoluyla dünyayı dolaşan kültür çok müptezel bir kültürdür. Televizyonlar, gazeteler çok ilkel bir modernliği, çok ilkel bir çağdaşlığı yansıtıyor. Televizyonların, gazetelerin yansıttığı dünya, yaşadığımız dünya her şeyin büyük bir çürüme içerisinde olduğunu gösteriyor. Televizyonlar, gazeteler magazin şöhretlerinin pisliklerini, cehaletlerini, hayasızlıklarını, görgüsüzlüklerini vb. yansıtıyor. Şöhretlerin kültürünü sınırsız ahlaksızlıklar oluşturuyor. Televizyon kültürü her ülkede, her toplumda aldatıcı, oyalatıcı, uyuşturucu etkiler bırakıyor.

Aletlerin, makinelerin, tekniklerin dünyası günümüz insanını bir hesap makinesine dönüştürmüştür. Günümüz insanının varoluşsal kaygıları yoktur. Hayatını hesap yaparak geçiren bireyler boşluk ve hiçlik içerisindedirler, bilgiye ve hikmete kayıtsızdırlar. Hesap makinesine dönüşen insanlar arasındaki ilişkiler, ilgiler çokyüzlü ilişkiler ve ilgilerdir. Çokyüzlü ilgilerin ve ilişkilerin insanı, her kalıba girmeye uygun hale getirmiştir.

Masalsı bir dünyada yaşayanlar, gerçeklik karşısında, koşullar karşısında sorumluluk almıyor ve yalnızca bekliyor. Bugün, bütün irademizi ortaya koymamızı gerektiren olaylar içerisinde yaşıyoruz. Bu olaylar karşısında kayıtsızca yaşamak, ahlaksızca yaşamak demektir.

Hepimiz, elimizdeki dünyayı bütün boyutlarıyla değerlendirmeliyiz. Anlayamadığımız, çözümleyemediğimiz bir dünyaya hiç bir şey anlatamayız.

Dedelerimizin, babalarımızın yaşadığı bir dünyada yaşadığımız halde, dedelerimizin, babalarımızın bakış açılarıyla, algılarıyla hayatımızı sürdüremeyiz.

Bugünü tanımlayabiliriz, etkileyebiliriz.

Bugünü kazanabiliriz.

Bunun için, imanımızı ve umudumuzu kanıtlamamız gerekir. Bunun için, bugünün dünyasının karşısına çıkabilecek bir bilgi ve bilinç donanımı gerekir.


YORUMLAR

 Kayıtlı Yorum Bulunamadı


::Bir Portre
[HyperLink1]
CHARLES LE GAİ EATON (1921-2010)
devamı >
::Bir Ayet
Bir zaman Rabbi İbrahim’i bir takım emirlerle sınamış, İbrahim onların hepsini yerine getirmiş de Rabbi şöyle buyurmuştu: "Ben seni insanlara önder yapacağım." İbrahim de, "Soyumdan da (önderler yap, ya Rabbi!)" demişti. Bunun üzerine Rabbi, "Benim ahdim (verdiğim söz) zalimleri kapsamaz" demişti.Hani, biz Kâbe’yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim’den kendinize bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail’e şöyle emretmiştik: "Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rukû ve secde edenler için evimi (Kâbe’yi) tertemiz tutun." 2/124,125

::Hikmetli Bir Söz
Dahilerin yüzde biri hüner, yüzde doksan dokuzu da terdir. Thomas Edison

::Ne Okuyalım
Samuel Huntignton’un "Medeniyetler Çatışması" isimli kitabı Vadi yayınlarınc yayımlanmıştır.



Ziyaret Edilme Sayısı : 00258671

iletişim : editor@kimokur.com