Sistemin Jakoben-Liberal çekişmesine sahne olacak 12 eylül referandumunda bakalım müslümanların tavrı ne olacak. Jakoben mi, Liberal mi yoksa mevzisini koruyan şahsiyet mi? Sizce hangisi olmalı?
|
|
uyanışa inşallah 04.06.2010 11:26:37
Filistin meselesinde müslümanların sergilediği kararlı,tuttuğunu koparan dik duruşun
başörtü zulmü,katsayı adaletsizliği
karşısında da sergilemeleri dileğiyle.saydıklarım bizi Filistin kadar acıtmaya devam ediyorsa eğer...
Tüm ziyaretci notları için
tıklayınız
> |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Gön:zeynep Coşkun |
Modernizm sonrası anlamına gelen Postmodernizm, Modernizme karşı umutların tükenişinin göstergesi olan bir akım veya bir yaklaşım tarzıdır.Modernizme karşı bir başkaldırı hareketi olarak nitelendirebileceğimiz Posmodernizm, Batı dünyasında 20. yüzyılın son çeyreğinde; resim, edebiyat, mimari, heykel gibi güzel sanatlar alanında ve felsefe, sosyoloji bilimlerinde kendini gösteren bir paradigma olarak ortaya çıkmıştır.
Postmodernizmin doğuşunda başlıca iki faktör etkili olmuştur.Bunlardan birincisi akıl merkezli Aydınlanma felsefesinin mutlak gerçeklik ilkesinden hareket ederek yarattıklarının tam bir hayal kırıklığıyla sonuçlanmasıdır.Postmodernizm, Modernizmin Aydınlanma akılcılığının uygarlaştırıcı bir misyona sahip olduğunu , tarihin ilerlemesiyle aklın daha da gelişkin bir hale geleceğini ;
bundan dolayı da zamanın ilerlemesiyle daha iyinin, daha güzelin yaratılacağı düşüncesine karşı çıkarak, bunun böyle olmadığını göstermiştir.Buna kanıt olarak da 20. yüzyıldaki iki dünya savaşı, faşizmin yükselişi, soykırım, etnik savaşlar, demokrasi maskesi altında sömürgeciliğin yaygınlaştırılması vb. gibi olayları ileri sürerek, tarihin daima ileri gittiği fikrine çok büyük bir darbe vurmuştur
Postmodernizmin doğuşunda etkili olan diğer önemli bir faktör ise, Marksizmin uygulama alanındaki başarısızlığıdır.Postmodernistlere göre Marksizm, Modernizmin güçlü bir parçasını teşkil etmektedir.İnsanı bir meta haline getirerek, onun kendine yabancılaşmasına neden olan ve özgürlüğünü elinden alan Kapitalist üretim sistemine bir karşı çıkış hareketi olan Marksizm,
tarihsel süreç içinde yaptıklarıyla tarihte eşine az rastlanır baskıcı yönetimler meydana getirmiştir.Toplama kampları, Stalin döneminde yapılan katliamlar,Sovyetlerin 1956 yılında Macaristanı, 1968 yılında ise Çekoslovakyayı işgal etmesi, Mao’nun egemenliğindeki Çin’de kültür devrimi adına yapılan zorbalıklar bunlardan sadece birkaçıdır.
Postmodernistler, ortaya çıkan bu korkunç sonuçları tahlil ettikten sonra, Modernizmin bir taraftan vahşi Batı kapitalizmi, diğer taraftan da vahşi Doğu bürokrasisi olmak üzere bir paranın iki yüzü gibi olduğuna kanaat getirmiştir.
Postmodernizm, her şeyden önce aşkın, bütüncül bakış açılarına karşı çıkar. Üstanlatı olarak nitelendirebileceğimiz; Liberalizmi, Marksizmi, İslamiyeti, Hristiyanlığı, Faşizmi ve Bilimi aynı kefeye koyarak bunlarla kendisi arasında aşılmaz bir sınır çizer.Çünkü bu aşkın ve bütünselleştirici akımlar tek gerçeğe, tek hakikate kendilerinin sahip olduğunu ileri sürerler.
Hâlbuki postmodernistler tek, değişmez, evrensel bir hakikatin olduğuna inanmazlar. Onlara göre birçok hakikat vardır. Bu ise, aşırı göreceli bir tavrın ortaya çıkmasına ve tek tiplilik yerine çoğulculuğun hâkim olmasına neden,olur Posmodernizmin diğer önemli bir özelliği ise; evrensel ve ulusal kültür anlayışlarını reddedip, çoğulcu kültür anlayışını benimsemesidir.Yani aynı mekanda yer alan farklı milletlerin eşit koşullar altında kültürlerini geliştirmelerine olanak sağlamakla birlikte, böyle bir yapının oluşması için de destek sağlar.Çünkü onlara göre gerçek olan birlik değil, çeşitliliktir.:
Postmodernistler dine karşı olumlu bir tavır takınırlar. Dinin kendi koşullarında kendini gerçekleştirebilecek bir zemine sahip olmasını isterler. Bu durum kutsalın yeniden dirilişinin göstergesidir. Modernizm döneminde kutsala karşı yapılan köktenci eleştiriler yerini hoşgürüye bırakmıştır. Çünkü kutsalı sert bir şekilde eleştiren Aydınlanma felsefesinin aklı iflas etmiştir. Her şeyin akılla bilinemeyeceği, bilinse bile yanlış olma olasılığının olduğu, ayrıca duygu ve sezgi gibi yetilerin gerçeği ortaya koymada önemli birer araç olarak tekrar kabul edilmesi gerçeğe ulaşmada farklı metodların gelişmesine olanak sağlamıştır. Evet, Postmodernizm kutsala saygı gösterir; ama kutsalın bütüncül bir ideoloji olarak topluma egemen olmasına karşı çıkmaktadır. Çünkü din aşkın bir konuma geldiğinde tek tipliliği dayatıp, çok tipliliğe karşı hoşgörüsüz, baskıcı bir yönetim şekli oluşturur. Genel hatlarıyla izah etmiş olduğum bu akım bazı noktalarda çok sert eleştirilere maruz kalmıştır. Bu akıma yapılan en sert eleştiri onun liberalizme fikirsel bir zemin ortamı oluşturduğu hakkındadır.
Belli bir politikaya bağlanmayı kendilerine yasaklayan bu akımın destekçileri bu tutumlarıyla varolan güce dayalı baskıcı rejimlerin muhaliflerini de silahsız bırakmıştır. Bu durum ise, varolan düzenin meşru olarak görülmesi gibi son derece tehlikeli olan bir durumun ortaya çıkmasına yol açmıştır.
Akıma yapılan diğer bir eleştiri, sahip olduğu şüphecilik anlayışının zulümle adalet arasındaki ayrımı ortadan kaldırmasıdır. Bu durum ise faşizme entellektüel bir destek sağlar. Çünkü böyle bir durumda tüm ideolojiler kendini geliştirme ve başkalarına kabul ettirme hakkının bulunduğunu ileri sürerek, diğerlerine oranla baskın çıkmaya çalışır. Mussolini’nin şu sözleri bunun kanıtıdır:
’’Tüm ideolojilerin eşdeğerde olmaları, bütün ideolojilerin sadece birer kurgu olmaları olgusundan modern, rölativist, herkesin kendi adına kendi ideolojisini oluşturma ve ona sahip olabildiği bütün güçle kabul ettirme hakkı bulunduğu sonucu çıkar’’
Ayrıca salt eleştirel bir tavır sergilediği için de eleştirilere maruz kalmıştır. Sağlam bir temelden, gerçek bir eşitlik ve adalet söyleminden yoksun bir eleştiri anlayışına sahip olan postmodernizm, bütün ayrımları ortadan kaldırarak zalim ile mazlum arasında hiçbir fark gözetmediğinden yepyeni bir zulüm düzeninin altyapısının oluşmasına neden olmuştur.
İnsanlar tarih boyunca bir realite olan inançsal boşluğunu gidermek için sürekli put arayışı içinde olmuş, eskiyen putları yenileriyle değiştirmiş ve değiştirmeye devam etmektedir.Ama öyle görünüyor ki bu akım küfür ehlinin sığınmış olduğu son liman olacaktır.Çünkü Batı dünyasında ilk kez yüzü geriye dönük bir fikirsel akım ortaya çıkmıştır.Bu durum Batı aydınlarının fikirsel açıdan
tıkandıklarının ve sorunlara farklı bir çözüm yolu üretemediklerinin kanıtıdır. İşte tam bu noktada vahiy merkezli, sağlam temelli bir adalet ve eşitlik anlayışına sahip olan İslam dininin yükselişe geçmesinin zamanıdır.
21. yüzyılın eşiğinde yaşadığımız bu günlerde dünyanın dört bir tarafında emperyalist, işgalci devlet politikalarına ve kapitalist üretim sistemine karşı duran İslami hareketler, hem postmodernizmin Batı’nın son direnme mevzisi olduğunu, hem de gerçek mutluluğun, gerçek insani özlemlerin yalnızca islamla gerçekleşeceğinin adeta muştucusu konumundadırlar.
İnşallah 21. yüzyıl islamın yürüyüşüne sahne olacak ve bu yüzyıl insanı İslamın güzelliğini idrak edip, gözlerindeki karanlık perdeyi hiçliğin uçurumuna
|
|
|
|
|
Bir zaman Rabbi İbrahim’i bir takım emirlerle sınamış, İbrahim onların hepsini yerine getirmiş de Rabbi şöyle buyurmuştu: "Ben seni insanlara önder yapacağım." İbrahim de, "Soyumdan da (önderler yap, ya Rabbi!)" demişti. Bunun üzerine Rabbi, "Benim ahdim (verdiğim söz) zalimleri kapsamaz" demişti.Hani, biz Kâbe’yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim’den kendinize bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail’e şöyle emretmiştik: "Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rukû ve secde edenler için evimi (Kâbe’yi) tertemiz tutun." 2/124,125
|
|
Dahilerin yüzde biri hüner, yüzde doksan dokuzu da terdir. Thomas Edison
|
|
Samuel Huntignton’un "Medeniyetler Çatışması" isimli kitabı Vadi yayınlarınc yayımlanmıştır.
|
|