::Haftanın Gündemi
Allah islam ümmetine iman, akıl, ahlak, imkan ve sonunda da nice gerçek bayramlar nasip eder inşallah. İyi bayramlar.

::Ziyaretci Defteri
Tebrik ederiz
10.11.2020 17:19:55

Tebrik ederiz

İmtek Mühendislik

Merhaba Web Siteniz hem içerik yönünden hemde tasarım yönünden çok güzel olmuş. Başarılar dileriz.


Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




MÜSLÜMANLAR BİR YERE GELMELİ (Mİ?)
Aydın Türk

 



Müslümanlar Bir Yere Gelmeli (mi?)


Mana maddeden güçlüdür. Hedefe ulaşmada soyut bir değeri olan inanç, umut gibi faktörler somut görüntüsü olan vasıtalardan daha belirleyicidir. Kelimelerin, insanların, fotoğrafların anlamı görüntülerinin ötesindedir. Aynı böyle, bir şeyin korkusu o korkulan şeyin boyunu aşacak düzeye erişebilir. Böcekten korkmak, köpekten korkmak, karanlıktan korkmak… Bu örneklerde korkulan şey çoğu zaman korkunun kendisi kadar büyük değildir. Böceğin, köpeğin, karanlığın zarar verme olasılığı rasyonel olarak düşük olsa dahi yine de  bu varlıklar korkutucu olabilir. Korku dediğimiz şey büyük oranda bu olasılıkların insan algısında büyümesi hadisesi. 


Temel imtihan vesilelerimizden (2.155) olan korkunun en tanıdığımız hali istikbal korkusu. Kur’an’da “geçmişten hüzün, gelecekten korku duymama” kalıbını olumlu bir kullanımla birçok ayette görüyoruz. Bu ayetlerde mesajı kabul etmenin (2.38), iman etmenin (2.62), teslim olmanın (2.162), Allah’ı Rabb (46.13) ve dost (10.62) edinmenin sonucu olarak böyle bir emniyet duygusundan bahsedilmiş. Bu cümleler bir haber olmanın yanı sıra bir inşa anlamı taşıyor. Allah’a iman etmenin, dosdoğru yola girmenin bir sonucu olarak müslümana bir çağrı var: “İşte o şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Şu halde, eğer iman etmiş kimseler iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.” (3.175)


Hz. Ömer’den bir cümle rivayet edilir: “fakirlik adam olsaydı öldürürdüm” İmtihanlarımızı yok sayamayız, hatta onlar olmazsa olmazdır, fakat bu imtihanlarımızın zorluklarını sevmemiz anlamına gelmese gerek. (“Cehennem nefsin arzu ettiği şeylerle, cennet de nefsin sevmediği şeylerle kuşatılmıştır.” H.Ş.) Bazı zorluklar hayatın gerçekleri olarak kaçınılmaz; bununla birlikte bu zorluklarla yüz yüze gelmenin ifsat edici boyutları olduğu da  bir gerçeklik. Hz. Ömer’in de ifade ettiği gibi fakirlik istenesi bir şey değil. Ötesinde ahlaksızlığa kapı aralaması veçhesiyle mücadele edilmesi gereken ârızi bir hadise. Fakirliğin bir başka boyutu da sebep olduğu geçim kaygısıyla Müslümanların zihinlerinde salih fikir-salih amel ortaya koymaya engel olan bir meşguliyet yaratması. 


Anadolu Müslümanları olarak çok uzun süre fakirlikle imtihan edildik. Sıradan insanlar –bizler- Karun’un hazinesinin anahtarlarını taşıdık. -Tarih belki de bir aşırı uçtan diğerine savrulmaktan ibaret.- Ne var ki sonra galipleri taklit ettik ve Karun’a imrenmekten kendimizi alamadık hatta “bilgimiz sayesinde” Karun olabilme çabalarının içine girdik. Bu pastadan pay kapma yarışında geri kalmamak adına “başarılı” olmayı iyi bir müslüman olmanın yeter şartı saydık. Bir cümle dolaşıyor dudaklarımızda: “Müslümanlar bir yerlere gelmeli”


Marangoz, işçi, esnaf, ilkokul mezunu babalarımızın hukukçu, mühendis, tıpçı, üniversiteli çocukları olarak bu beklentilere en çok maruz kalan bir nesiliz. Bu manada bu dünyevileşme kokusunu en yakından alanlar –allahualem- bizleriz. Çocukluğumuz “uyanık ol” öğütleriyle dolu. İlkokulda-lisede hiç birimiz arkadaşlarımızla daha paylaşımcı olmayı öğrenmedik, “kimseye hakkını yedirme” nasihatiyle, “aranızda en iyiniz daha çok test çözendir” desturuyla bu “serbest rekabet ortamı”nda ayakta durmaya çalıştık. Maalesef mide bulandırıcı bir şekilde kahramanlarımız iffetli, sadık, dürüst, kadirşinas kimselerden değil; işini yoluna koymuş, bir yere “kapağı atmış”, “gözü açık” kimselerden oluşuyor. Devletin böylesi makbul bir vatandaş tanımı olduğunu biliyorduk ama “dindar” amcamızın, namaz kılan babaannemizin, hacdan gelen dayımızın “makbul insan” tanımında içinde “değer” olan hiçbir kıstasın yer almaması acı verici. 


Öte yandan “müslümanlar bir yerlere gelsin” beklentisi şimdiye kadar “bir yerlere” gelenlere esaslı bir itirazın olmadığının göstergesi. Çünkü siyasette, hukukta, hastanelerde, sokaklarda  olan bitenleri ıslah edecek Müslümanca özgün bir duruş bizi “bir yerlere” getirmeyebilir. Muhakkak bir yerlere geleceksek artık o yerlere gelenlerin “yeşile boyanmış” bir kopyesi olmayı çoktan göze almışız demektir. Bu ruh hali bence ulaşmak istediğimiz nihai hedefin ahirette mi, “işlerin tıkırında gittiği” bir yeryüzü cennetinde mi(!) olduğunu sorgulamamızı gerektiriyor. Yeryüzüne halife olmak gayesi özündeki İslami anlamından soyutlanıp profan bir dünya görüşüne malzeme olursa, artık orda bize yeryüzündeki çıkar sahiplerinin işçisi ve memuru olmamız rolü kalacaktır. 


“Müslümanlar bir yere gelmeli” söylemi yerine bizim önerimiz “Müslümanlar müslüman kalmalı” şeklinde olacak. Hayattan dünyevi manadaki beklentilerimizi inancımızın ve amelimizin merkezine koyarsak geldiğimiz yerde artık Müslümanlardan bahsetmemiz gerçekçi olmayacaktır. Kanaatimizce bu sanal köleliği kırmanın en önemli aşaması istikbal korkumuzu gözden geçirmek ve hakiki istikbalin ahiret olduğu şuurunda nesiller yetiştirmek olacaktır. “Oğlum okulu bitirdikten sonra ne olacak” sorusunu ölesiye zihinlerinde yaşatan ebeveynlerin “öldükten sonra ne olacakları” sorusunu da gündemlerine almaları hayırlı olacaktır. İnsanı yaşatan, ayakta tutan “gözde” bir mesleği olması değil onurlu, takvalı duruşudur. Mana maddeden güçlüdür demiştik, öyleyse “takva azıkların en hayırlısıdır.” Açlıktan ölen çocukların, bu insan kıyımının vebalini üzerimize almak istemiyorsak o ayetin çağrısına hepimiz icabet etmek zorundayız: 


“Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da sizi de biz rızıklandırıyoruz. Kuşkusuz, onları öldürmek büyük bir günahtır.” (İsra 31)


 

YORUMLAR
selam size gönüllerin tercümanı olan mümin kardeşlerime ayetten çok şey çıkartılabilir önemli olan bu ayeti MESLEK EDİNME duygusuyla okumaktır okuyunca soruların tüm cevapları yerini buluyor...? HİZBULLAH
anonim 08.11.2012 23:17:19
Maşallah Rabbim ecrinizi arttırsın.Yazınızın özellikle son paragrafları düşünmek için yeterlidir.
Allah razı olsun selam ile.
Mustafa İNAN
tds 12.10.2012 12:09:14
"kitabın ortasından konuşmak" deyimi tam da burada yerini bulmuş.
herbirimiz; öz nefsinde, bize öğretilenlerin gereği olarak, bir yerlere gelme-birşeylerin sahibi olma telaşıyla yaşadık-yaşıyoruz. fikrimizde olmasa da amelimiz buna işaret ediyor. ciddi bir mesele de mahalle baskısı...
Rabbim hepimizi kulluğunun hakkını veren kullarından eylesin.

Aydın Türk kardeşimizi tebrik ediyorum; güzel ve gerekli çalışmasından-hatırlatmalarından dolayı.
d.buz
anonim 12.10.2012 12:25:54
Müslümanların böyle yazılar vesileyle de, hayatlarına zorla girdirilmiş olan "gelecek", "geleceğini kurtarmak" gibi kavramları, sorgulamaları gerekmektedir. Modernizmin, müslümanlara en yıkıcı çelmesi bu çünkü.

Ben yazara şunu sormak isterim.

Çocuğunuz varsa ya da olsa, eğitimi ile ilgili

ne yapars(d)ınız?

Benim çocuğum marangoz olmalı diye okutmazmıs(yd)ınız?

Bugün bu sancıyı çeken ama dediğinizden de geri kalmayan müslümanlara, pratikte ne tavsiye edersiniz?

Teşekkür ederim.
-fatma-
anonim 13.10.2012 21:14:17
Müslüman olmak "bir yere" gelmek olsa gerek.Makalenize büyük ölçekte katılmakla beraber Müslüman kendi dürüstlüğü içerisinde kalmak koşuluyla kendini yaşadığı süreçte zaten bir yerlere gelecektir yani,Müslüman sorumluluk sahibi bir insan olarak idealleri doğrultusunda yaşadığında ayetin buyurduğu üzere " Rabbimiz bize dünyadada ver ahirettede.." diyecektir ve mutlaka "sıradan" olmayacaktır.Aslında asıl mesele Müslümanın bir yerlere gelip gelmeme meselesi değil bir yerlere doğru yürürken savrulup savrulmadığı meselesi gibi ne dersiniz Aydın kardeşim.
Ekrem DAŞTAN
anonim 13.10.2012 22:14:43
Gönlümüzün tercümanı olan Aydın abimiz! Allah razı olsun.
Gelinmesi gereken ’yer’in ne olduğu, nasıl bir şey olduğu hakkında fazla düşünmediklerini hissettiğim büyüklerimizin dünyevi olana ulaşma arzusunun (hatta hırsının) ’İslami’ bir kılıfla kaplandığının bir göstergesi gibi geliyor bu söylemler. İslam adına konulan hedef dünyevi olanla çelişmediği zaman, düşünüp tartmadan balıklama atlayabiliyoruz maalesef. Bilgisayar Mühendisliğinde okuyan bir öğrenci olarak,benim için iyi yere gelmeyi özel şirkette bir kademeye gelmekten ibaret görebilen büyüklerimizin mühendislerin İslam adına ne yapabileceği hakkında hiç düşünmeden bizi yönlendirdiklerini görmek ne kadar acı verici.
ABDULLAH BULDUR
anonim 14.10.2012 20:32:35
Müslüman önce hedef belirlemeli sonra yola çıkmalı derim.Yaşamın sıkıntılarına aldatmalarına karşı dirençli olmak ancak idealit bir kişilik için kolaydır aksi halde inandığını yaşayamayan hayalle yaşar.
Ailelerin çocuklarından beklentisi olmasını anlarım sahip olamadıklarını çocuklarında görmek istemeleri bir yere kadar su götürür ama tüm beklentilerini dünyaya odaklamaları ise ülkemiz ebeveyn şablonunun genel karekterini yansıtıyor.Aslında çocuklar anne babalarının hedeflerini yaşıyorlar kimi zaman istekli kimi zaman isteksiz.
Adil ve hakkaniyet sahibi bir kul olmak Müslümanın yaşam biçimi olduğu sürece nereye geleceğinin bir önemi yoktur o Müslüman süreç içinde Allahın razı olacağı yerlere gelecektir zaten.Önemli olan şu anki durduğumuz yerdir bu gün doğru yerde duruyorsak yarın nereye gideceğimizi okumak çok zor olmasa gerek.
Makalen can alıcı vurgular içermiş Aydın kardeşim eline sağlık.
Erhan TOPRAK
anonim 14.10.2012 22:58:20
bence müslümanlar bir yerlere gelmeli gelmelide neden gelmeli sorusunun cevabıda olmalı bence.ne yapalım yani herkes ülkenin bütün kurumlarını ele geçirirken bürokrasiyi kuşatıp sermaye sahibi olurken bizler onları seyirmi edeceğiz.tabiki müslümanlar iyi yerlere gelmeli ve "adam" olarakta kalmalı."adam" olamayanlarıda Allah ne yapacağını iyi bilir.
sevim
anonim 14.10.2012 23:45:34
Abdullah Buldur kardeşim büyüklerinize biraz haksızlık etmiyormusunuz.sizin mühendis olmanız dünya geçimliğiniz için gerekli olandır her insan bu geçimlikten nasiplenmek için bir şeyler yapması lazımdır.Mühendis olmanız iyi bir müslüman olmanıza engel olmasa gerek öyle ki insanların meslekleri iyi bir kul olmalarına engel/mani/bahane olmamalı.Bir hatırlatma yapmadan geçemeyeceğim,bizim ülkemizin yönetimine damga vurmuş siyasi lierlerin büyük bir kısmıda mühendistir.Hangi meslek erbabı olduğumuzun ne önemi var o mesleği icra ederken Allahla olan ilşkilerimiz,duyarlılıklarımız,hassasiyetlerimiz ne durumda ona bakmak lazım.
Ekrem Daştan
anonim 15.10.2012 11:41:36
Allah razı olsun aydın abi, manalı bir yazı olmuş...sorun iyi yerlerin tanımında bitiyor olsa gerek..."iyi yerlerin" tanımını büyüklerimizin nasıl yaptığıdır önemli olan...aslında maddi olana öncelik veren bir zihnin yansımalarıdır genellikle..."iş yerinde patron olup namaza izin verirsin mesela" cümlesi aslında bir vicdan rahatlamadan başka birşey değil...özel bir şirkette sabahtan akşama kadar çalışan bir müslüman evine yorgun argın gelip uyumak zorunda kaldıktan sonra, bulundu şehir de islam adına ciddi şeyler yapabilecekken sadece namaza izinle yetinmek zorunda kalacaksa burda bir sıkıntı var demektir herhalde ?! öncelik neyse sonrasıda ona göre şekillenir, ya öyle ya böyle...kaçınılmaz olanlar da vardır illa ki, zaruret durumları; ama en azından bunun sancısını çekelim, zihin dünyamızda böyle bir kaygı bulunsun, büyük bir iştahla yapmayalım bu yönlendirmeleri, iyi yerlere gelin tavsiyelerini...İbrahim B.
anonim 15.10.2012 12:54:44
Uzun bir sürecin muammalı çalışmalarıyla üretilmiş bir nesil olarak, bizden sonraki nesillere şuur kazandırma çalışmasını da yine uzun fakat programlı bir sürece yaymak gerekir diye düşünüyorum. Gerçeklerden bağımsız, birden kestirip atma gibi yaklaşımlarla sonuca ulaşılamaz, bilakis kafa karışıklığı ve ümitsizlik aşılamasına sebep olunabilir,istenmese de,maksat bu olmasa da...
Mühendislikler,tıplar..vb..lerde okuyan gençliğe "şuur" kazandırmak lazım. Şuur, bilmek değildir.Bilincine varmaktır.
Yaşadığı toplumun getirilerinden ve yüklerinden kopamayan bir nesil, ancak şuurlandırma çalışmalarıyla arındırılır. Bu gençler için, bilgilenmeyi değil, yaşadığı toplumda müslümanca var olabilmeyi önceleyen özel çalışmalar programlanmalıdır.
-fatma-
anonim 15.10.2012 16:33:36
"Çünkü siyasette, hukukta, hastanelerde, sokaklarda olan bitenleri ıslah edecek Müslümanca özgün bir duruş bizi “bir yerlere” getirmeyebilir...." demişsiniz Bu cümlenize katılmıyorum tamamen karamsarlık kokuyor. Müslüman umut yüklüdür inandığı değerleri her koşulda yaşar Yusuf peygamber gibi.O inancını inandığı gibi yaşadı ve her dönemde Allahı razı etti Allahta Onu mülk sahibi yaptı.Yusuf peygamber mülke güce düşman değildi güce sahip olmayı Allahın rızasına ulaşmak için bir sebep olarak görüyordu.Köle ile efendi bir olmaz bu gün bir yerlere gelmeyi önemsiz-riskli gören kardeşlerim Yusuf kıssasını bir kez daha okusalar diyorum.
kerim ...
anonim 16.10.2012 00:47:23
Beğeniler için teşekkür ederim, eksik olmayın, kardeşlere selam olsun ;)

Fatma Hanım’ın çocuk eğitimiyle ilgili sorusuyla ilgili olarak.. (Siz ikinci mesajda güzel bir şekilde özetlemişsiniz gerçi ama) Çocuk sahibi olmadığım için söyleyeceklerim afaki olabilir ama ilerisi için kendine verdiğim nasihatları sizinle paylaşabilirim. İsterim ki çocuğuma ahiretini hatırlatan öğütlerim "hayatta ayakta kalabilmesi"ne dair öğütlerden daha fazla olsun. Evladım özgün bir müslüman gibi düşünerek başarısız olmayı; süslü ambalajlarla kendisine sunulduğu gibi düşünerek başarılı olmaya tercih edebilsin. "İzzet Allah katındadır" düsturunu şiar edinsin. Bir vatandaş olarak, biyolojik bir varlık olarak, bir iş adamı vs..
anonim 16.10.2012 13:19:09
…olarak değil temelde müslüman olarak anlamlandırsın hayatı. Bir müslüman -hele bir çocuk- milli eğitimin, televizyonların, sokakların, serbest piyasanın eğitimine bırakılmayacak kadar değerli. Uzun ve klavye başında yazması kolay bir konu tabii.. Nasihat geleneğimizin bencililiklerimize kurban edildiğini düşünüyorum, bence nasihat etme sorumluluğumuzu ihya etmek gerekiyor. Allah bizlere nesilden nesile, İbrahim’den Yakup’a süren o duayı etme liyakatı versin:"Bu dini İbrâhim kendi evlatlarına vasiyet ettiği gibi Yâkub da böyle yaptı ve: Evlatlarım! dedi, Allah sizin için bu dini seçti. Sakın Müslümanlıktan başka bir din üzere ölmeyin." (Bakara 132)

aydın



anonim 16.10.2012 13:19:56
Ekrem Daştan beyin itirazıyla ilgili olarak.. Elbette kastettiğim hayattan izole olmuş ve gerçek olan bu dünyadan el-etek çekmiş ruhban bir anlayış değil. Bir insanın –mesleği saygıdeğerse- mesleğine saygı duyması, mesleğini kendisi-ümmeti-insanlık için salih amel ortaya koymada bir araç olarak kullanması gerekli hatta yerine göre onun üzerinde bir sorumluluk. İtirazımız “meslek sahibi olmak”, “bir yerlere gelmek” cümlelerine yüklediğimiz batıl anlamlar ve bu cümleleri bu batıl anlamlarıyla amaçsallaştırmamız. Davud’un demirciliği, İdris’i terziliği, Süleyman’ın hükümdarlığı, Musa’nın çobanlığı (selam üzerlerine olsun) bugün kolayca sahiplendiğimiz “kariyer sahibi olmak”la anlatılamayacak kadar büyük bir mahiyet farklılığı arz etmektedir. Onlar zenaatlerini müslümanca okuyorlardı; bizden istenen ise dinimizi (yani hayatı, evreni, insani, hadisatı…) mesleklerimizden yola çıkarak anlamlandırmak. Aydın
anonim 16.10.2012 13:20:49
Uç bir örnek gibi gelebilir ama ben, “tarafsız bir hukukçu olmalıyım” diyerek kendisi kapalı olmakla beraber üniversitede başörtüsü konusunda –menfi manada- net duruş sahibi olan insanlar tanıdım. Bu kötü bir örnek ama kaygım zihnimizin derinlerinde açıkça itiraf etmesek de tarafsız bir hukukçu olmayı, başarılı bir iş adamı olmayı, ÖSS’de derece yapmış bir öğrenci olmayı hayatın anlamı haline getirmeye çalışan şeytanlar çalışıyor. Tüm bu amaçların mahiyetini ve bizim için öncelik sırasını gözden geçirmek zorundayız kanaatimce. Yani evet, eğer köklerimiz sabit olmazsa -mesleğimiz, ailemiz, cemaatimiz, hocamız herşey bizim için bir imtihan vesilesidir-, herşey savrulmamıza sebep olabilir. aydın
anonim 16.10.2012 13:21:19
Kerim Bey, umutsuzluk telkin etmek istemem.Ne var ki Yusuf’un hükümdarlık hayaline ulaşmayı düşünüyorsak zindanı göze alacak, Züleyha’nın ayartmasına karşı duracak bir bilinci yakalamalıyız.Mehmet Pamak bir soru sormuştu.“Biz hep üniversitede başörtülü okuma mücadelesi verdik,neden hiç birimiz İslami eğitim hakkımızı aramıyoruz?”Sahi..Bence verili olanla yetinmek bir umutsuzluk.Müslümanların var olanı sorgulayıp uzun vadeli,orta vadeli umut dolu planları olmalı. Benim gördüğüm tarihte mesleğinde çağ atlatan insanların çoğu var olanı sorgulayıp özgün bir çıkışla başarılı oluyorlar.Einstein fizikte izafiliği tefekkür etmese Newston’un mutlakçılığını aşamazdı. Var olan başarı kriterlerini tekrar etmek bana umutsuzluk telkin ediyor.Velhasıl özetle söylemeye çalıştığım iki şey var:1.Bize gösterilen hedeflerin mahiyetini sorgulamalıyız 2.Bu hedeflere bir araç olarak,sorgulayarak bakıp sağladığı nimetleri kullansak bile bu nimetlerin cazibesi bizi-tasavvurumuzu-inancımızı esir almamalı.aydın
anonim 16.10.2012 13:43:04
Açıklama için teşekkürler.
Sizin de Yusuf(a.s.) üzerinden pratiği vurgulayan örneğinize göre düşününce, Yakup(a.s.)’ın nasihati/sözleri, aynen dediğiniz gibi yaşantısının yansıması olmalı.
Peki ne yapmalı, ne yapılmalı sorularını mühimsiyorum. Ve inşaallah bu ve bunun gibi sorunlara, bahsi geçen gençlerimiz öncelikli olmak üzere hepimizin pratiğe yönelik çözümler üretebilmesini diliyorum. Üç nesil üzerinde uzun soluklu başlatılacak bir çalışma programı ve bunu uygulayan bir model, bizden sonrakilere bırakabileceğimiz en güzel mirasımız olabilir.
Gündemimizi bu dert edinişle doldurabildiğimizde, inşaallah pratikte umut veren gelişmeleri görebiliyoruz.
Bir genç toplulukla tanışma esnasında herkesin kendisini tanıtmasını rica ettiğimizde, kişiler önce isimlerini,sonra okudukları okulları söylüyorlarsa araç ve amaç kelimelerindeki ikinci harfler çoktan karışmış demektir ve belki işe buradan başlanabilir.
-fatma-
Selamlar.
anonim 17.10.2012 16:34:31
Her müslüman bulunduğu ortamda kendine düşen görevi yapmakla mükelleftir..Müslüman bir ülke,güçlü bir silah üretse,bundan mutluluk duyuyoruz niye;kafirlere karşı caydırıcıolduğu için.(Örnekler çoğaltılabilir)..Mühendislerde islam adına çok şey yapar Abdullah kardeşim,önemli olan bulunduğun durumun artılarının farkına varabilmek.. Her yönüyle (yarım yamalakta olsa) kurumsallaşmış bir ülkede yaşıyoruz.Küçük bir örnek olarak,yıllardır yetiştirme yurtlarında kalan binlerce çocuğun hem ruhen hem bedenen nasıl bir istismara,ifsada maruz kaldıkları herkesin malumu..Bunlar için gerekli projeleri üretebilmek müslümanların üzerine düşen bir sorumluluktur.Şuurlu bir müslüman, iyi yerlere gelmekten ,bu gibi durumlara çare olunmasını anlar...Netice olarak ; müslüman kalmak şartıyla,bulunan ortamda hayata müdahil olmak gerekmektedir. Kadir Buldur
anonim 21.10.2012 15:07:40
müslüman bir yere gelmeli mi? bence gelebiliyorsa gelmeli lakin "müslüman kalarak" gelmeli,tavizler vererek değil.Çünkü verilen her bir taviz arkasından verilmesi gerekn başka bir tavizi getirecektirde ondan.Evet bir yerlere gelmeli müslüman lakin bu düşünce bir amac haline gelmemeli onu daha iyi bir müslüman yapması hususunda sadece bir araç olarak kalmalı, eğer bu araç o müslümanı arkadaşlarından,dostlarından,sevdiklerinden ve müslüman kardeşlerinden bir şekilde uzaklaştırıyorsa kısaca dünyevileştiriyorsa uzak kalmalı ve rabbimizin önersi ile ’vasat’(orta halli,orta yolu tutan)bir şahsiyet olmalıdır vesselam bu samimi :) düşüncelerle aydın abimize teşşür ediyorum yazılarını bekliyorum...
anonim 22.10.2012 12:54:19
çağımızın en büyük sorunlarından birine değinmişsin kardeşim.bende meseleyi bulunduğum konum itibariyle değerlendirmek isterim:çocuklarımız bir yerlere gelsin hırsıyla başarıyı put edinmiş öyle anne babalar var ki...daha ilkokuldan çocuklarını dershaneye gönderiyorlar,testleri,soru bankalarını yığıyorlar önlerine.sonuçta testlerle beslenen ancak düşünmeyen ,konuşamayan,tek amacı bol paralı,statüsü yüksek meslekler kazanmak olan nesiller yetiştiriliyor..ve biz bu arada öncelememiz gerekenleri arkaya attığımız için değerlerimizi kaybediyoruz. nihayetinde çocuklarımız önemli yerlere gelsin hırsı yüzünden yardımlaşmayan,kıskanç,birbirlerinin kuyusunu kazan öğrenci profili var karşımızda.. harun
anonim 24.10.2012 23:04:09
SİZ GENÇ ARKADAŞLAR ! SİZLER BİRAZ BÜYÜYÜN HAYATLA YÜZLEŞİN,İMTİHANLARINIZI BİR BİR VERİN,OLAYLAR SİZLERİ GÜN GEÇTİKÇE OLGUNLAŞTIRACAKTIR BELKİ O VAKİT BÜYÜKLERİNİZİ !! ANLARSINIZ.
SAMİMİ VE İÇTEN OLDUĞUNA İNANDIĞIM KAYGILARINIZI TAKTİR EDİYOR VE SİZLERİ ALKIŞLIYORUM.
BİR ŞEY EKLEYEYİM SİZİN ÇOCUKLARINIZI DAHA ZOR GÜNLER BEKLİYOR AMA O ÇOCUKLAR ŞANSLI SİZİN GİBİ BİLİNÇLİ ANNE BABALARI OLACAK
ALLAH ÖMÜR VERSİN BÜYÜKLERİNİZ SİZİN NASIL ÇOCUKLAR YETİŞTİRDİĞİNİZE TANIKLIK ETSİNLER.

BİR BÜYÜK
anonim 26.10.2012 01:41:23
"aç insan önce inançlarını yemeye başlar." süleyman TOPÇU
anonim 28.10.2012 00:21:06
Müslüman islamı yanında götürsün yeter...

Genelde İnsanlık İnanç Yiyen Toklara Daha Çok Şahit Olmuştur...:)

|*Muhammed*|
anonim 31.10.2012 22:43:12

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003755774

iletişim : editor@kimokur.com