Skip Navigation Links
ANA SAYFA
DOSYALAR
MAKALELER
ŞİİRLER
KAVRAMLAR
PORTRELER
SİZDEN GELENLER
YAZI GÖNDERİN
::Haftanın Gündemi
Sistemin Jakoben-Liberal çekişmesine sahne olacak 12 eylül referandumunda bakalım müslümanların tavrı ne olacak. Jakoben mi, Liberal mi yoksa mevzisini koruyan şahsiyet mi? Sizce hangisi olmalı?

::Ziyaretci Defteri
uyanışa inşallah
04.06.2010 11:26:37

Filistin meselesinde müslümanların sergilediği kararlı,tuttuğunu koparan dik duruşun
başörtü zulmü,katsayı adaletsizliği
karşısında da sergilemeleri dileğiyle.saydıklarım bizi Filistin kadar acıtmaya devam ediyorsa eğer...



Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




TARİHSİZ KELİMELER TALİHSİZ KELİMELERDİR
Dr. Gökhan Yavuz Demir




Dil logosdur. Dil bizatihi düşüncedir. Dil düşünür. Dil düşüncenin aracı değildir. Dilin dışında düşünce yoktur. Dilin dışı yoktur. Düşünce daima dilin teknesinde yoğrulur. Düşünce linguistik olduğu ölçüde tarihseldir. Çünkü dil tarihtir, gelenektir. Tarihten, gelenekten, dilden bağımsız kendi başına düşünce olamaz.

Dili düşüncenin aracı olarak görmek dili bir makine olarak görmektir. Buna göre dilin faydası, insanın soyut zihin faaliyetini ayrıştırıp birleştirerek düşünceyi oluşturmasını mümkün kılan bir mekanizma olmasından kaynaklanır. “Dile rağmen yeni bir dil yaratma” çabasının ardında dile biçilen bu araç rolü vardır. Eğer dil sadece bir aygıt konumuna indirgenebilirse, o vakit bütün aygıtlar gibi mükemmelleştirilebilir de. Dili araçla eşitlemek dilin iradî olarak değiştirilebilir, dönüştürülebilir ve yeni baştan yaratılabilir olduğuna inanmaktır. Mekanik dil anlayışı “makine” analojisini kullanır. Dil bir makineyse, değişmeyen bir düzeni ve işleyiş yasası var demektir. Fakat makine cansızdır. Makine ruhsuz ve ölüdür. Makinenin tarihi yoktur. Makine geleneksizdir.

Oysa dil canlıdır. Dil sözlüklerde değil, kullanımda canlıdır. Etimolojik yanılgının göremediği budur. Etimoloji kelimelerin en doğru anlamını köke/kaynağa inerek bulduğuna inanır. Kelimelerin kaynağı ne olursa olsun kelimelere hayat bahşeden kullanımlarıdır. Dilin kuralları yoktur. Dilin kuralları varsa bile bu kurallara uymanın bir kuralı yoktur. Dilin kuralları değil kullanımları vardır. Bunlar bize tarihin, geleneğin mirasıdır. Ana dilimiz bu yüzden yazgımızdır. Ana dilimiz gibi, felsefenin dilini de şekillendiremediğimiz ve şekillendiremeyeceğimiz bir geçmişten miras alırız.

Türkçenin bugünkü durumunda, bu dilin yazarları, çevirmenleri mevcut bir dile kendi dillerini empoze etmeye çalışıyorlar. Ve bunu da Türkçeyi bir felsefe dili haline getirmek uğruna yapıyorlar. Amaçları Türkçeyi düşüncenin kusursuz bir aracı yapmak. Tıpkı Türk Dil Devrimini yapanların Türkçeyi modern bir ulus yaratmanın aracı olarak gördükleri gibi.

Türk Dil Devrimi, Türkçeyi bir “dil” problemi olarak değil, bir “eğitim,” “çağdaşlaşma,” ve “uluslaşma” problemi olarak gördü. Cumhuriyetin kurucu elitlerinin gözünde, topluma şekil vermek dile şekil vermekten geçiyordu. Fakat bu tartışmanın talihsizliği, dili kelimelerin toplamına indirgemesiydi. Oysa bir dilin gücünü belirleyen şey, kelimeler arasındaki ilişkiler, bağlantılar, gramer ve sentaks nitelikleri, başka dillerden ithal ettiği kelimeleri kendine mal edişinde yatar.

Halkın okuyup anlayabileceği bir dil yaratmayı hedefleyen Türk Dil Devrimi, verbicide (“cide” Latince “katil” demektir: “Suicide/intihar etmek, homocide/birini öldürmek, genocide/bir halkı külliyen yok etmek; “Verbicide” bir kelimenin anlamını, hayatını değiştirip, ölümüne sebep olabilecek vahşeti ifade eder) bir tavırla Türk modernleşmesinin önündeki en büyük engel halini almıştır. Bunun en açık örneği halkın okuması ve anlaması için modern Batıdan yapılan felsefe tercümeleridir.

Türkçe bir kavramın her zaman yabancı bir kavramdan daha anlaşılır olduğu konusundaki sakat görüşe dayanan çoğu çevirmen, kaynak dildeki bir kavramın karşılığını hedef dilde bulduğu zaman çeviri işinin üstesinden geldiğine inanır. Bu mantığa göre geist kavramının Türkçe karşılığı tindir. Oysa geist gibi temel felsefî kavramlar, kelimenin aslında gizlenen inter-tekstüalite fenomenini hiç dile getirmeden, tamamen kontekstlerin aksettirdiği uzun tekstüalitelerin veciz ifadeleridir. O vakit, geistı tin ile karşıladığınızda, sadece kelimenin kontekstinden kopartılmış birebir bir tercümesini yaparsınız; fakat bütün bir Alman felsefesinin upuzun tekstüalitesi tercüme edilmeden kalmış olur. Türkiye’de felsefe tercümelerinin ekseriyetle ıskaladığı tam da budur.

(“Text” ve “context” karşılığı olarak önerilen “metin” ve “bağlam” kelimelerini kullanmamayı tercih ettim. Çünkü bu iki tercih arasındaki fark, kerameti kendinden menkul Türkçe uzmanlarının kavrayamayacağı kadar ince ve bir o kadar da anlamlıdır. “Text”i “metin,” “context”i “bağlam” ile karşılamak, “textual, textuality, textualism, textualist, inter-textuality, contextual, contextuality, contextualism, contextualist” gibi kelimelerde de aynı ölçüde işe yarar mı? “Bağlam” gibi üzerinde iki dakika düşünülmemiş bir kelime ile “metin” arasında, maalesef “text” ile “context” arasında varolan kuvvetli anlam bağı ve zihin çağrışımları nâmevcut!)

Kelimelerin bir aurası vardır. Kelimeler boşlukta doğmaz. Kelimeler başka kelimelerle ilişkilerinde anlamlıdır. “Pozitivizm” zihnimizde bütün bir on dokuzuncu yüzyıl, Auguste Comte, sosyolojinin doğuşu, ilerleme, bilim, yöntem, objektivite, kesinlik vb. çağrışımlar uyandırır ve bu çağrışımlarla anlaşılır. “Pozitivizm”in “olguculuk” karşısındaki tartışılmaz gücü buradan gelir. “Numen”siz bir “fenomen” düşünülemez. Bu durumda “fenomen”e “görüngü” diyenlerin “numen”e de bir şey demeleri beklenmez mi? “Alegori”den bahseden bir yazar/çevirmen “metafor”a “eğretileme” dediğinde hiç mi yüzü kızarmaz. Kavramları ait oldukları yerden kopartarak söktüğünüzde yerine ne önerirseniz önerin müthiş bir anlam kaybı kaçınılmazdır.

Atalarımız bir dünya görüşünden başka bir dünya görüşüne geçerken, yani Orta Asya’dan gelip İslam kültürüne geçerken mevcut dillerine ister istemez bu düşünce dünyasının temel kavramlarını almışlardı. Kendi tarihinize ait olmayan bir tarihe talip olduğunuzda o tarihi vareden temel kavramları da almaya mahkumsunuzdur.

Cumhuriyetle birlikte biz Türkler bir kez daha bize ait olmayan bir tarihe talip olduk. Bizi buna kimse zorlamadı. Biz bir sömürge değildik. Biz modernleşmeye kendi irademizle soyunduk. Ve modern düşünceyi vareden temel kavramları da almak zorundayız. Batı düşüncesini anlamanın başka bir yolu yok. Zaten bize yabancı olan bir dünyanın metinlerini anlamak bu düşünce dünyasının temel kavramlarını anlamakla mümkündür. “Deconstruction”ı anlaşılmaz kılan yabancı bir kelime olması değildir. Evdeki emekli annem için “yapıbozum” veya “yapısöküm” de aynı şekilde anlaşılmazdır. Çünkü bunlar felsefenin dilini bilenler için anlaşılırdır. Felsefenin dilini anlamayanlar istedikleri kadar bu kavramlara Türkçe karşılıklar bulsunlar sonuç yine hüsran olacaktır.

Cumhuriyeti kurarken Doğu, İslam, ve Arap etkisini ortadan kaldırmak için Doğulu kelimelerden korkuyorduk. Ama şimdi her platformda Avrupa Birliğine girmemiz gerektiği savunulurken bazı kelimelerden de Batılı diye korkmak ne oluyor ki! Kelimelerden Batılı veya Doğulu diye korkulur mu?

Felsefe kavramlarına mutlaka Türkçe karşılık bulmak isteyenler, bunu Türkçeyi yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmak için yapıyorlar. Tanrım, bir sorun bu kadar mı tersten anlaşılır ve ortaya konulur. Hayır, tam aksine, Türkçeyi bir felsefe dili yapmanın yolu başka kelimeleri Türkçeye tâbi kılmaktan geçer. Bırakın modern Batı düşüncesinin temel kavramları Türkçenin emrine amade olsun. Bir dil böyle zenginleşir, bırakın Türkçe zenginleşsin.

Zaten aksi de mümkün değil. Binlerce yıllık yerleşik bir kültürün zaman içinde işlenmiş “geist”ını, Orta Asyadaki at üstündeki atalarımızın “tin”iyle karşıladığınız zaman sadece komik duruma düşersiniz.

Bu çaba kendi amacını sabote eden bir çabadır. Hem insanlarınızın modern olamadıklarından şikayet edecek hem de modern metinleri “ilinek”li, “özdek”li, “eğretileme”li takdim ederek onların modern düşünceyi anlamalarını engelleyeceksiniz. Türk modernleşmesinin önündeki en büyük engel Türk modernlerinin kendileridir.

Her fırsatta bütün ulusalcı vurguları yerecek, modernleşmenin önemini vurgulayacak ve sonra da Öztürkçe kelimelerle felsefe yapacaksınız. Bu linguistik faşizmdir. Bunu yapanlar dil nazisi gestapolardır. Hem evrenselci olup hem de kelimeleri “kafataslarına” ve “kanına” bakarak kullananlardır.

“Töz” tarihsiz bir kelimedir. Tarihsiz olduğu için de talihsizdir. Çünkü tarihi olmayan bir kelime düşünmez ve düşünceyi dinamitler. Tarihi Orta Asya’ya kadar gitse de kullanılmadığı için, yaşamadığı için tarihsiz bir kelimedir. Düşünce canlıdır, ve canlı kelimelere ihtiyaç duyar. “Töz” gibi ölü kelimelerle yapılacak felsefe “ölü doğmuş”tur. Ölü kelimelerden ölü düşünceler doğar.

Yabancı felsefe kavramlarına mutlaka Türkçe bir karşılık bulunması gerektiği inancı yanılgıların yanılgısıdır. Yeni bir felsefî kavram önermek için önce filozof olmak gerekir. Filozof olmak içinse felsefenin dilini içselleştirmiş olmak gerekir. Kelime uyduranlar kelime uydururken lütfen bunu bir daha düşünsünler. Yoksa uyduruk kelimelerle uyduruk bir felsefe yapmak da var.


YORUMLAR
Dilin sadeleştirilmesi adına katledilip halkın anlamadığı daha doğrusu yaşamadığı bir dil oluşturulmasına karşı çıkanların başında gelir Cemil Meriç.bırakın millet anadilini konuşsun...yani devletin onlar için seçip beğendiği değil,anasından atasından aldığı,yaşadığı,yaşattığı dili kullansın...
zaten bunu Anadolu hiç benimsemedi...teyzeler hala,halalar eme...arapça aslı gibi...bizde osmanlı dili hiç ölmedi ki... rabia sivas
anonim 18.08.2009 14:37:28

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
CHARLES LE GAİ EATON (1921-2010)
devamı >
::Bir Ayet
Bir zaman Rabbi İbrahim’i bir takım emirlerle sınamış, İbrahim onların hepsini yerine getirmiş de Rabbi şöyle buyurmuştu: "Ben seni insanlara önder yapacağım." İbrahim de, "Soyumdan da (önderler yap, ya Rabbi!)" demişti. Bunun üzerine Rabbi, "Benim ahdim (verdiğim söz) zalimleri kapsamaz" demişti.Hani, biz Kâbe’yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim’den kendinize bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail’e şöyle emretmiştik: "Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rukû ve secde edenler için evimi (Kâbe’yi) tertemiz tutun." 2/124,125

::Hikmetli Bir Söz
Dahilerin yüzde biri hüner, yüzde doksan dokuzu da terdir. Thomas Edison

::Ne Okuyalım
Samuel Huntignton’un "Medeniyetler Çatışması" isimli kitabı Vadi yayınlarınc yayımlanmıştır.



Ziyaret Edilme Sayısı : 00258689

iletişim : editor@kimokur.com