"Sen ve içinde bulunduğun topluluk hikmetle öğüt verin,teferruatla ilgili şüpheli meseleleri öne çıkarıp felsefi tartışmalarla uğraşmayın.Bidatlerle aranıza perde koyun ve tebliğinizi açık net ve sade bir şekilde yapın."
|
|
hayırlı olsun 01.12.2011 08:52:45
öncelikle böyle bir siteyaptığınız için size teşekür ederim çok güzelolmuş başarılarınızın devamını diliyorum yazılarınızı okuyorum ve çok beğeniyorum ve istifade ediyorum allah sizden razı olsun
Tüm ziyaretci notları için
tıklayınız > |
|
|
|
|
|
|
|
Arapça bir kelime olan isim “sema” kökünden türemiştir. “es-semau” her tür nesnenin üst ya da en üst kısmı anlamına gelir. Yağmur da semadan gökten çıkması münasebetiyle yere düşmediği süre içinde arapça da “semaun” diye adlandırılmış ayrıca bitkiye de “semaun” denilmiştir. Bunun nedeni bitkinin ya yağmur sayesinde çıkması ya da yerden yükselerek yukarı doğru çıkmasıdır. “Sema” kavramının zıddı “Arz” yani yerdir. Sema kavramının çoğulu “semevat”dır. “Denildi ki ey yer, suyunu tut ve ey gök sende tut. Su çekildi, iş bitiriliverdi, cudi üstünde durdu. Ve zalimler topluluğunada uzak olsunlar denildi. (11/44) “Bilmez misin, göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı yalnızca Allah’ındır. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır. (2/107)
|
|
|
Ahd masdar olarak: Bir şeyin yerine getirilmesini emretmek, talimat vermek, söz vermek anlamlarına geldiği gibi, isim olarak, emir, talimat, taahhüt, antlaşma, yükümlülük, itimat veren söz anlamlarına da gelebilir. Ahid’de hem yemin hem de kesin söz verme anlamı vardır. Ahd, sözcük olarak bir şeyi her durumda koruyup gereğini yerine getirmek demektir. İki taraf arasında sözleşmelere de ahd ve ahitleşme denir.
Tevrat ve İncil’den de ahid olarak söz edilmektedir. Böyle bir isim ile tanımlanmamış olsa da, anlamı ve kapsamı itibariyle Kuran’ da bir ahid’dir. Allah ile İsrailoğulları arasında yapılan ahdin hükümlerini içerdiği için Yahudi veya Hıristiyan kutsal kitaplarına Ahd-i Atik ve Ahd-i Cedid denmektedir. Ahd-i Atik’te, Allah İsrailoğulları ile antlaşma sözleşme yapmış, daha sonra Allah bu sözleşmeyi geçersiz kılarak İsa’nın şahsında insanlıkla Ahd-i Cedid’le yeni bir ahid yapmıştır. Kuran Yahudilerin de Hıristiyanların da ahitlerini bozduklarını söylemektedir. “Allah’a ne zaman söz verdilerse bir kısmı sözünden dönmedi mi? Hayır, onların çoğu inanmıyor.”[1]
|
|
|
İlim, Kur’an’a bakıldığında İslam’ın kendisi konumundadır. İlme teslim olmak insanın kurtuluşu için gerekli hatta zaruridir. Allah’ın ilmi herşeyi kuşatmış ve insan Allah’ın sınırsız ilmi içerisinde kendisine verilene tabi olmak zorundadır. Fakat bu konuda kul kendi tercihini yapmakta hürdür. Eğer ki kul ilme teslim olmayı seçerse kurtuluşa erer yok eğer ilme teslim olmazsa o zaman da azapla cezalandırılır. Çünkü ilme teslim olmamak zalim olmaktır(2/145). Eğer ki insan ilme teslim olmuşsa alim olur, teslim olmaz sırt çevirirse zalim olur. Dolayısıyla kafir olan için alim ifadesini kullanmak Kur’an çerçevesinden bakıldığında mümkün gözükmemektedir.
|
|
|
Hoş ve görü gibi iki kelimeden teşekkül eden ’hoşgörü’ kavramı, Latince orijinlidir. Latince ’de ’tolerare’ fiili dayanmak, katlanmak, tahammül etmek gibi anlamlara gelmektedir. Fransızca’da ’tolerance’, İngilizce’de yine ’tolerance’ ve ’toleration’ şeklinde kullanılmıştır. Türkçe’ye Fransızca’dan geçmiş olmalıdır.
|
|
|
Yıllar ne çabuk gelip geçiyor…
çocukluk günlerim gelir bazen gözümün önüne, daha dün gibi…
Sonra bir geriye dönüp bakmak isterim aradan 40 küsur yılın nasıl geçip gittiğine bir türlü akıl erdiremem…
|
|
|
Kur’an; şefaatı dünyevi manalarda ele alıp, kimlerin ve hangi varlıkların şefaatının geçerli olduğunu belirttikten sonra, Ahiret hayatında şefaatın gerçekleşmeyeceğini vurgulamaktadır.
|
|
|
Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür; bunun nedenini de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır.
|
|
|
Hâkimiyet, Arapça kökenli bir kelime olup, h-k-m kökünden gelmektedir. Nitekim hüküm, hükümet, tahakküm, hakim, mahkum, mahkeme, muhakeme, hikmet vb. gibi Türkçe’ye de geçmiş bir çok kelime aynı kökten gelmektedir. Hâkimiyet kelimesi sözlüklerde hakimlik, hükümranlık, buyruğunu yürütme, üstünlük kazanma gibi anlamlarla karşılanmaktadır. Hukuk literatüründe kelime, İngilizce ve Fransızcadaki, sırasıyla sovereignty ve souverainete; Almanca’daki herrschaft sözcüklerinin karşılığı olarak kullanılmaktadır. Yine Türk hukuk ve siyaset dilinde bu anlamda egemenlik sözcüğü oldukça yaygın bir şekilde geçmektedir.
|
|
|
Modernizm; yaşadığımız çağda genel olarak “çağa uygunluk” “geleneksel olanı yeni olana tabi kılma tavrı, yerleşik ve alışılmış olanı yeni ortaya çıkarma eğilimi veya düşünce tarzı” gibi anlamlara gelmektedir.
|
|
|
Allah’ın varlığını, birliğini, tüm yetkin nitelikleri kendisinde toplandığını, eşi ve benzeri bulunmadığını bilmek ve buna inanmak. Bu bilgi ve inanç en özlü biçimde "Lâ İlâhe İllallah’ (Allah’tan başka ilah yoktur) cümlesiyle ifade edilir.
|
|
|
|
|
|
“Kim İslâmdan başka bir din arasa, bilsin ki, o din ondan kabul edilmeyecek ve o âhirette kaybedenlerden olacaktır.” 3/85
|
|
Kusurları olup bunları değiştirmek için çaba harcamayanlar güvenilir bir davetçinin kendilerini tenkit edeceği korkusuyla yaşarlar ve tenkidi saldırı olarak algılarlar.
|
|
Beydaba tarafından yazılmış olan "kelile ve dimne" isimli öykü kitabı "elips kitap" tarafından yayımlanmıştır.
|
|