Andolsun ki Resulullah, sizin için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.Nisâ 4/59
|
|
Yeni takipçinizim 09.05.2012 16:32:43
Sitenizi bugün sefer kayaoğlu beyfendinin "ALİM OLMAK MI ENTELEKTÜEL OLMAK MI?" yazısını paylaştığında, sizi tanıdım. Neredeyse bütün yazılarınızı inceledim..Ve çok faydalı buldum..Yolunuz açık olsun..
Tüm ziyaretci notları için
tıklayınız > |
|
|
|
|
|
|
|
Hemen söyleyeyim: “olmaz.” Tıpkı ‘Müslüman Sağ’ olmayacağı gibi. Yahut ‘Müslüman liberal’ veya ‘Müslüman varoluşçu’ vs. olmayacağı gibi.
İhsan Eliaçık ve bir grup genç kardeşimiz bir süredir ‘sol’ bir jargonla “bir şeyler söylemeye çalışıyor” ama öyle görünüyor ki, bu sözlerin varacağı yer pek iyi düşünülmemiş. Düşünce zemini zayıf olanların “parayı görünce” yoldan çıkması bu kardeşlerimizi hayli üzüyor olmalı ki, eleştirinin dozajının kaçtığının farkında olamıyorlar ve kendilerine yönelik ‘anti-kapitalist’ Müslüman yahut ‘solcu Müslüman’ vb. tanımlamalara dahi itiraz etmiyorlar, hatta bunları olumluyorlar. Bu tabii ki kabul edilebilir bir şey değildir. Bu kardeşlerimiz ‘yanlış’ yapmaktadırlar ve maalesef yaptıkları yanlışın da pek farkında değil gibi görünmektedirler!
|
|
|
Hep dile getirdiğimiz gibi, Kur’ani kavramlar İslam binasının temel yapıtaşlarıdır. Bu yapıtaşları, Rabbani ölçüler içerisinde biraraya gelerek İslam nizamının temellerini ederler. Bununla birlikte, gerek tarihsel süreçte gerekse günümüzde Kur’ani kavramları bu bütünlük içerisinden kopararak onların kimi üzerinden farklı yapıların temellerini atma girişimleri hep yaşanmıştır ve yaşanmaktadır. Bugün, bambaşka bir binanın temelinde kullanılmak üzere İslam binasının temelinden aşırılmak istenen kavramlardan biri de mülk kavramıdır.
|
|
|
Şeyh, Mürşit, Mürit, Üstat, Ağabey, İmam unvanları, sıfatları da, özellikleri de Kur’an’da yoktur. Veli yani dost sıfatının çoğulu olan evliya sıfatını toplum tekil anlamda söylemektedir, “Bu mezarda yatan evliyadır” derler, bu anlamda sıfat, unvan Kur’an’da yoktur. Resulullah’ın kabrinden başka hiçbir peygamberin kabrinin yeri kesin olarak belli değildir. Elçi Musa’nın, Elçi Davut’un, Elçi İsa’nın kabirlerinin yerini kimse bilmez. İlk gemiyi inşa eden Elçi Nuh’un, Kâbe’yi yeniden inşa eden Elçi İbrahim’in kabirlerinin yerini kimse bilmez. Yeryüzündeki her topluma elçi gönderildiğini ve bu elçilerin bazılarının isimlerini Kur’an’da bildirildiği için tanıyor ve biliyoruz. Bu elçilerin kabirlerinin yerlerini bilmiyoruz. Bu gönderilen elçilerin toplumları onlar için anıt mezarlar yapmamışlardır. Elçilerin vücutları değil, getirdikleri ilâhî mesajları kıymetlidir, önemlidir. “De ki:
|
|
|
Düşünmek, doğruyu aramak, nesnel bilgiye ulaşmak entellektüelin bir diğer vasfı olarak belirtilir. Tarihsel köken itibariyle baktığımızda da dürüstlük ve doğru kavramının bir sabitesi yoktur. Yani görecelidir ve sermaye sahiplerinin doğruları ile parelel olma zorunluluğu vardır. Tıpkı özgürlük ve demokrasi gibi süslü ve aldatıcıdır. Entelektüeller yaşadığı çağa çözüm üretenler değildir. Ya geçmişi kutsayarak geçmişin tekrar edicileridir ya da mevcuttaki popüler düşünceyi tekrarlayanlardır. Mesela Osmanlı dönemi aydınlarına bakarsanız geçmişi kutsayarak yaşamıştır. Aydınlanmayla birlikte ise Osmanlı aydını Avrupa’yı tekrar etmekten başka bir şey ortaya koymamıştır. İçinde yaşadığımız çağa baktığımızda da entelektüelin durumu ortadadır. Yalnızca konuşur, yazar ama ameli sahada yoktur. Yazıp konuştukları ise ferasetten uzak iktidarların sözcülüğünden öte bir şey değildir. Dillerini kitaba karşı eğip bükerler ki konuştuklarında birileri onları kitaptan konuşuyor sansın. Hiçbir davaya bağlanmazlar ve hiçbir cihada katılmazlar. Birer derviştirler ama servilerin gölgesinde değil şatolarda yaşarlar. Sözde ilimcidirler ama hakikate karşı ise yobazdırlar.
|
|
|
Yüce Rabbimiz evreni ve dünyayı insanın yaşamasına uygun mükemmelliklerle donattığı gibi insanı da
bu evrendeki halifelik görevini hakkıyla yerine getirebilecek mükemmelliklerle donatmıştır. İnsana bahşedilen bu donanımlardan bir tanesi de isimlendirebilme kabiliyetidir.
Bir varlığı isimlendirmek demek sadece onun hakkında birkaç harfi birleştirerek oluşturulan kelimelendirme işlemi olmayıp o varlığın, niceliğiyle niteliğiyle yararlı zararlı tüm yönleri ve özellikleriyle sıfatlandırılarak algılarda oluşan tezahürüdür aslında.Örneğin;Ahmet ismini duyduğumuzda bu isimle anılan hiç kimseyi tanımıyorsak kafamızda hiçbir şey şekillenmeyecek ve birkaç harfin birleştiği bir kelime olarak algımızda yer bulacaktır.Fakat Ahmet isimli birini tanıyorsak Ahmet ismi söylendiğinde onun fiziki yapısını,zaaflarını,yeteneklerini,iyi huylarını,kötü yönlerini,karakterini,alışkanlıklarını ve tüm bildiğimiz diğer özelliklerini de bünyesinde barındıran bir algı oluşacaktır zihnizmizde.
|
|
|
İnsan hayatını kolaylaştırmak için gerekli ve gereksiz olarak icat edilen teknolojik ürünlerin piyasaya sürülmesi, baş döndüren bir hıza ulaşmış ve bu ürünlerin hızı arttıkça da yeni buluşları tetiklemeye devam ettiği görülmektedir.
Bu ürünlerin kullanımı insanın ayrılmaz bir parçası haline geldiği, maksadını aşarak araç olması gerekirken aşırılığa kaçarak amaç haline dönüştüğü, nerdeyse hayat memat (ölüm, kalım) meselesi haline getirildiği de ayrı bir gerçek olmuştur.
Reklamlarla da desteklenen bu ürünleri tüketmek için, insanların daha çok çalışmaya mecbur edilmesi ve dolayısıyla daha çok kazanmasını zorunlu hale gerektirmektedir. Aksi halde piyasaya sürülen yeni ürünleri amaç haline getiren insanlar tarafından tüketilmesi imkânsız hale geleceğinden bu gibi insanlar depresyona girip, psikolojisi bozulacaktır.
|
|
|
Önce genel anlayışını açıklayalım: Bir dinin bilginlerinin farklı görüş ve anlayış ayrılıkları nedeniyle ortaya çıkardıkları her türlü öğretiler ve anlayışlar mezheptir.
Sözlük anlamı:Gidilecek yol, gidilecek yer, görüş, doktrin, akım, gitmek ve takip etmek gibi anlamlara gelen mezhep, dini bir kavram olarak; kendi içinde tutarlı bir metot ve düşünce sistemine sahip itikadi ve ameli doktrin manasına gelir. Mezhep kurucusu imam veya müctehid, hüküm çıkarma metotlarını belirleyen kimselerdir. Bu usul farklılıkları ile bunlara dayalı olarak ortaya çıkan hükümlerdeki farklılıklar mezhepleri oluşturmuştur. Bir müçtehidin (imamın) içtihad ederek edille-i şeriyyeden (Kur’ân, Sünnet, İcmâ, Kıyâs) elde ettiği bilgilerin hepsine, o müçtehidin (imamın) mezhebi denir. Müçtehidi (imamı) taklit edenler (Mukallitler) yani dört mezhepten birini tercih edenler için delil, senet mezhep imamının içtihadı ve sözüdür.
|
|
|
Hayatın bir yerinde
İnce bir dala tutunur gibi
Öylece seyretmek hüznü
Bilince ağır gelir
Her zaman.
Ne kadar keder taşısa da insanın yüzü
Gülmek için bir sebep arar
Bilgelerin kalbi hüzünle dolarken
Ahmakların ki ise neşeyle dolar.
|
|
|
Allah’ı her alanda tekbir etmeye,yaşamları kuşatan şirki ve cahiliyeyi terk edip, Allah’ın vahyini,gönderdiği Resulünün mesajını anlamaya, iman etmeye ve yaşamaya davet eden çağrı karşısında direten tiplemelerden birine Kur’an-ı Kerim’den bir ayetle dikkat çekmek istiyorum.
‘’Böylece sizden önce her ne zaman bir yere bir ikaz eden(uyarıcı) gönderdiysek,zevk peşindeki insanlar ‘atalarımızı bu yolda bulduk,bizde onları takip ediyoruz’ dediler.Peygamber onlara ‘Ben size atalarınızdan kalma dininizden daha doğrusunu getirecek olsam da yine atalarınızın yolunu mu tutarsınız’ dedi.ve onlarda ‘biz senin getirdiğine inanmıyoruz’ dediler’’.(Zuhruf,23-24)
|
|
|
Ey Dost..!
Bizler birer hizmetçi,
Bizler birer yolcu,
Bizler kaybettiği akıbeti arayan,
Bizler, ölüm fanusunda son rolünü ağırca oynayanlar..
Sen ise bize her yönden yollar halk eden
Sen yolumuzu düşürmeyen,
Sen yolumuzu kaybettirmeyen,
Sen yolumuzdaki akıbetimi rüsvay etmeyen,
Sen bize bir ışık yakan,
Sen, ölmeden önce bizi öldürmeyen..!
Ey Dost..!
Sen’li hayattan ötürü Sana teşekkür ediyoruz…
Bizi Senden ayırma,
Bizi sonsuzluk serinliğinden uzak eyleme,
Dualarımıza “kabul olunmuştur” mührünü vur,
Bu mühür ile yolcu olduğumuzu anlayalım,
Bu mühür ile bir kul olduğumuzu hissedelim,
Bu mühür ile istikamet kazanalım,
Bu mühür ile insan olduğumuzu keşfedelim.
|
|
|
|
|
|
’’ Muhammed yalnızca bir elçidir ’’ 3 Al-i İmran 144
|
|
Rabbinin sana verdiği nimetlerle mecnun değilsin Senin için bitmeyen, sonsuz mükafat vardır Elbette sen en büyük ahlak üzeresin. [Kalem 2-4]
|
|
Taha İslam’ın "ZİRVEDEKİ MANKURTLAR" isimli kitabı BURUC yayınlarınca yayımlanmıştır
|
|
|